baskan-slider

Pazar günü Ankara’daki patlama hepimizin yüreğini yaktı. Bu patlamayı gerçekleştiren teröristleri, onların arkasındaki güçleri şiddetle lanetliyorum. Allah’ın gazabı bunların üzerine olsun. Anlaşılan o ki tüm şer güçler bir araya gelerek ülkemizi kana bulamaya ve enerjimizi kendi içimizde tüketmemiz için özel çaba sarf etmektedirler.

Patlamadan bir gün önce Kandilde, Türkiye düşmanı ne kadar komünist, monist, leninist, marksist, ateist, ırkçı, faşist, devrimci varsa hepsi birleşti ve Türkiye’ye karşı ortak savaş açtıklarını ilan etti. Evet, Osmanlıyı yüz yıl önce dağıtan güçler sonra sınırları çizdiler. Şimdi de Ortadoğu ve İslam dünyasını tespit ettikleri sanal sorunlarla boğmaya, Müslümanlara dünyayı dar etmeye çalışıyorlar.

Aslında bu bir iman – küfür mücadelesidir. Hak’la batılın Savaş’ıdır. 1947’de Filistin’in işgali, 1975’de Lübnan iç savaşı, 1980’de Afganistan’ın işgali, 1992’de Bosna Savaşı, 2003’de Irak’ın işgali, 2009’da Doğu Türkistan’da ki işgaller, 2010’da ki Libya ve daha sonra Suriye, Mısır iç karışıklıkları, Sudan ve diğer Müslüman ülkelerine karşı girişilen mücadeleler… Bütün bunlar hiç arkası kesilmeden devam eden bir kavgayı göstermektedir.

Ülkemizde de Kürtçülük akımlarını önce teşvik sonra tahrik daha sonra da terörize ederek yaşanan acıların arkasında dişlerini sırıtarak adeta bize karşı kahkaha atmaktadırlar. Dikkat edersek hep İslam düşmanı örgütlerin arkasında durmaktadırlar. Niçin? Çünkü Kürt kardeşlerimizi İslami değerlerden soyutladıklarından ne Türk’ün ne de Kürt’ün ayakta kalamayacağını biliyorlar. Bunu en güzel Erbakan hocamız şöyle özetlemiş: “Kürt’le Türk el ele verirse bir Çanakkale doğar. Ortada ne İngiliz, ne Fransız kalır. Kürt’le Türk ayrı düşerse ağlayan ikisi olur, gülenler ise Çanakkale’den kovulanlar olur.”

İşte Suriye ortada! Beş yıldır devam eden ve milyonlarca insanı evinden, yurdundan uzaklaştırıp perişan eden, bu savaşa dur demeleri bir yana, Suriye’yi iştahı kabarmış bir vahşi hayvan gibi parçalamak için nasıl da saldırdıklarını görmekteyiz. Tabi üzücü olan Müslümanları Sünni ve Şii olarak kategorize edip, çıkarları ve konjonktür neyi gerektiriyorsa ona göre ikiyüzlü politikalar üretmeleridir. 1979 İran devrimiyle kabaran Şii dünyasına karşı Amerika ve yandaşlarının Sünni dünyasının yanında durması, büyüyen ve gelişen Türkiye karşısında ise Şii dünyasının yanında yer almaları aslında bize her şeyi anlatmaktadır.

Bunların ne Filistin ne Suriye ne Irak ne de Kürt diye bir dertleri yok, sadece kendi çıkarları vardır. Türkiye, başta Suriye olmak üzere Dünya’da yaşanan haksızlıklara karşı sesini en gür şekilde yükseltirken bazı İslam ülkelerinin ise onların değirmenlerine su taşıması ve İslam coğrafyasında sadece mezhepçi yaklaşımlarından dolayı kan ve gözyaşının akmasına sebebiyet vermeleri çok acıdır. Bunların başında İran gelmektedir. En zor gününde Türkiye kendisine sahip çıktığı halde bugün Suriye’de devam eden zulmün en büyük destekçisi olmuştur. Bu tavrıyla da kendisine duyulan sempatiyi bitirmiştir. Yazık, çok yazık!

Şu an Dünya’da 206 ülke bulunmaktadır. Büyük devletler devlet sayısının ilerde iki binlere ulaşacağını söylemektedirler. Bu da ülkeleri daha da yönetilebilir küçük lokmalar haline getirmektir. Yani hedef, Sayın Cumhurbaşkanımızın “Dünya beşten büyüktür!” çıkışına karşı kendilerinin büyüklüğünü kalıcı hale getirip dünyayı ufalayarak, zalim, kör ve sağır bir dünya inşa etmektir.

Paris’te patlayan bomba ile ayağa kalkan Dünyanın, Suriye, Irak ve son zamanlarda Türkiye’de yaşanan hadiseler karşısında kör ve sağır olması bize İbn-i Sina’nın şu sözünü hatırlatmaktadır. “Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir”. Evet, bunlar olanlar karşısında gözlerini kapatıyor ve görmek istemiyorlar. Çünkü merhamet, şefkat, adalet ve hakkaniyet gibi bir ölçüleri yoktur. Çünkü bunların kültürel genleri zulüm, kan ve gözyaşı ile yoğrulmuştur. Dünya bir merhamet sınavından geçiyor ve kaybediyor. Kör ve sağır dünyaya karşı hakkın, adaletin, şefkatin, merhametin hâkim olduğu, zalimin değil mazlumun sesinin çıktığı, yeni bir dünya inşa etmek durumundayız. Tarihi misyonumuz ve inancımız bize bu büyük sorumluluğu yüklemektedir. Zalimler istemese de yeni bir dünya Allah’ın izniyle kurulacaktır.

Allah bu yolda bizlere güç, kuvvet versin. Ülkemizi ve âlemi İslam’a kurulan her türlü kötü tuzaklardan ve yapılan sinsi planlardan muhafaza etsin. 101. Yılını idrak ettiğimiz Çanakkale Zaferini kutlar; bu büyük mücadele de yer alan güvenlik güçlerimize muvaffakiyetler, bu vatan uğrunda şehit düşen tüm kardeşlerimize de Cenabı Haktan rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum.

Mahmut Göksu
Yeni Dünya Vakfı Genel Başkanı

Bir Yanıt bırak