Yeni Dünya Vakfı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile düzenlediği “Medeniyet Neresi Sinema Nereye Düşer” başlıklı söyleşide gazeteci yazar Yusuf Kaplan, “Mevziniz, mevzunuzu belirler” diyerek, Batı dünyasının; sahip oldukları sermayeyi özgün ve küresel bir film diline nasıl aktarabileceği üzerine çalıştığını, bunun gücünü bilerek hareket ettiklerini anlattı.

Vakfımızın İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile her ay düzenlediği “Yeni Dünya Söyleşileri”nin Nisan ayı konuğu Yusuf Kaplan oldu. Akademi Beyoğlu’nda düzenlenen söyleşiye öğrenciler ve vakıf yöneticilerimizin yanı sıra, çok sayıda vatandaş katıldı.

Sözlerine öncelikle medeniyeti anlamanın şart olduğunu ifade ederek başlayan Kaplan, “Tanımlamazsak tanımlanırız. Medeniyet özü, özsuyu hikmet olduğu için hakikatin izini sürer. Uygarlık ise özü şiddet olduğu için hakikatin izini siler. Batı epistemoloji temellidir, bir varoluş iddiası yoktur. Batı uygarlığının ontolojisi yoktur.Bizim medeniyetimiz ise inşa medeniyetidir, ontolojik temellidir. Bu arada Medeniyet/ Medeniyetimiz ifadesi de son  yıllarda çok kullanılır oldu. Bunun bir sebebi de aşağılık psikolojisidir. İslam demekten korkanlar çoğunlukla medeniyet ifadesini kullanmaktadır. Halbuki İslam başka bir şey medeniyet bir başka şeydir. İslam ilahidir, medeniyet ise insanla şekillenen şeydir. 

Bizim medeniyetimizin evveli ilim, ortası irfan, nihayeti ve nihai gayesi hikmettir. İlim bakıştır. İrfan akıştır. Hikmetse varıştır. 

Batı uygarlığı  bitmiştir. İnsana ve insanlığa söyleyecek sözü kalmamıştır. Ama bakın Osmanlı halen diridir. O ruh yaşamaktadır. Nitekim bunu en iyi de onlar bilmektedir. Bugün Batı’daki üniversiteler de Osmanlı kürsülerinin açılmasının bir sebebi de budur. 

Şimdi ben bir kitap listesi yayımladım bazıları soruyor burada ana kitaplar yok diye… Zaten o seksen kitap, yirmi-otuz tane ana kitabı okumak için. Bir medeniyeti, onun ürünlerini idrak etmek o kadar kolay o kadar ucuz değil. 

Bugün insan nesneleştirildi; medyaların hükümranlığını ilan etmesiyle birlikte gerçek görüntüye indirgendi. Pornografi Çağı: insanı görüntü hapishanesine mahkum etti. İnsanın algılama melekelerini  kötürümleştirildi ve zihnini köleleştirildi. Ve bugün Amerika kendini kötülemeyi, değerlendirmeyi dahi başkalarına bırakmıyor, kendi yapıyor. Bu da önemli bir husus.

Dünyamızın bir batı sorunu var. Hakikati yok eden, insanı tanrılaştıran bir uygarlık. Nietzsche “Tanrı öldü” derken, o dönemin zihin dünyasını, arka planını veriyordu bize aslında…

Bugün bir de Çin söylemleri var. Çin, kendi özünden koparak kapitalist bir ülkeye dönüştürülmüş dolayısıyla aslında Çin de bitmiştir. Bugün ve yakın gelecekte söyleyecek sözü olan biziz. Unutmayın; kapitalizme, zihin dünyasına Osmanlı ruhu karşı durmuştu.

Medeniyetimizin ruhunu nesillere aktarmanın da en iyi yolu medreselerdir. Tabi bugün bazı noktalarda bazı medreselerimizin içi boş ama eğitim metodolojisi olarak şahanedir. Mürid olmayan Osmanlı Sultanı çok azdır mesela. Bunu da iyi yorumlamamız gerekir. Bu arada en iyi medreseler en orijinal medreseler Güney Afrika’da dır. Ben çok gezerim. Dışarıyı araştırmayan, incelemeyen ilgisiz kalan, cağını ve gereklerini doğru okumayan bize bir şey katamaz

Batı uygarlığı bilfiil yaşıyor ama bilkuvve çökmüştür. Osmanlı Medeniyeti bilfiil çökmüştür ama bilkuvve yaşıyor. Osmanlı Medeniyeti, kapitalizme direndiği için bilfiil çökmüştür ve kapitalizme direndiği için bilkuvve yaşıyor.

“AMERİKA, DÜNYA ÜZERİNDEKİ HAKİMİYETİNİ SİNEMAYA BORÇLUDUR”
Medeniyet tasavvurunun ardından sinema ve küresel etkilerine de değinen Kaplan, “İçinde bulunduğunuz çağı tanımazsanız tanımlanırsınız.” vurgusunu yaparak; İlim, irfan ve hikmet yolculuğu ile bilme, bulma ve olma mertebelerine ulaşmaktan bahsetti.

Günümüz vaziyetini “Kazana kazana kaybediyoruz.” diyerek ifade eden Kaplan, sinemanın ses, görüntü ve yazı üçlüsünü harmanladığı için etkili bir sanat türüne dönüştüğünü söyledi. Sinemayı içinde yaşadığımız çağın ‘Zeitgeist’ı olarak nitelendiren Kaplan, bu kavramın da ‘çağın düşünce ve duygu biçimi’ anlamına geldiğini belirtti.

Kaplan, Batı’nın sinemayı araç olarak kullandığını ve aslında amacına da ulaştığını söyledi. “Hollywood, karakterle izleyiciyi özdeşleştirip düşünme melekelerini yok ediyor. Amerika, dünya üzerindeki hakimiyetini sinemaya borçludur. Batı dünyası, sahip oldukları sermayeyi özgün ve küresel bir film diline nasıl aktarabileceği üzerine çalışmakta ve bunun gücünü bilerek hareket etmektedir.” dedi.

Tarkovsky’nin film dili konusundaki performansına da dikkat çeken Kaplan, başta Tarkovsky olmak üzere Batılıların bile Kuran’ı anlamak için Arap dili üzerine çalıştıklarını belirterek, “Kuranı anladığınız zaman her şeyi yapabilirsiniz.” açıklamasında bulundu.

Coğrafyamızın medeniyet birikimini özümsemedikçe dünyaya seslenecek bir film dili oluşturamayacağımızın altını çizen Yusuf Kaplan, gençlere bazı tavsiyelerde bulundu. Hakikatin bayrağı yere düşmesin diye at üstünde ölenlerin hatrına, hakikati himaye etmenin gerektiğini vurgulayarak, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Müslüman sanatçı inşa etmiyordu, ibadet ediyordu.” sözüne katıldığını, sanatın öyle bir derinlik ve titizlikle icra edilmesi gerektiğini söyledi.

“Ezberlerinizi yok edin, ezberleriniz yaşarsa siz yaşayamazsınız” diyen Kaplan, zihin prangalarından kurtulmanın önemine de değindi. Daha iyiye gitmek için uyulacak bir ‘3Z kuralı’ olduğundan ve bunun medeniyet meselesindeki yerinden bahseden Kaplan, “Müslüman zihninin, Müslümanca yaşama zemininin ve Müslüman zamanının düzenlenip iyileştirildiği vakit gelişmeleri getirecektir.” dedi.

Tarihin hikaye olarak değil, geleceği çözmek amacıyla dinlenmesi gerektiğini de öğütleyen Kaplan, program sonunda öğrencilerden gelen yoğun soruları da cevapladı.
Programa katılanlarla toplu fotoğraf çektiren Kaplan’a, vakfımız adına plaket takdim edildi.

D3iStzfW0AA6_Cd

file3-34

file1-51

file-88

Bir Yanıt bırak